GAZETE GÜRSES
Erzurum`un gür sesi

IRAK SINIRI, MUSUL PETROLLERİ VE ARNOLD J.TOYNBEE 

14 Nisan 1889 Londra doğan – 22 Ekim 1975 ölen İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee ve İzmir Amerikan Koleji tarih öğretmeni Kenneth P. Kirkwood ile beraber kaleme aldıkları, 1926 yılında Londra’da TURKEY adıyla yayınladıkları Türkçeye “TÜRKİYE. BİR DEVLETİN YENİDEN DOĞUŞU” adıyla çevrilen eserinden Irak ve Türkiye sınırı, Musul Petrolleri ve bölücülük hakkındaki görüşlerini aktaracağım.

 Arnold J.Toynbee, Britanya İmparatorluğu bizimle Cihan Harbi’ndeyken 1915 tarihinde aleyhimizde propaganda eseri olan  “Armenian Atrocities, The Murder Of A Nation/ Ermeni Zulmü, Bir Ulusun Cinayeti “adıyla Mavi Kitap olarak da bilinen eserini yayınlar. 1921 yılında  “Manchester Guardian” gazetesi adına Anadolu’daki Türk-Yunan savaşını yerinde izleyerek okurlarına bilgiler aktarır. 1922 yılında “TÜRKİYE’DE VE YUNANİSTAN’DA BATI MESELESİ” adlı eserini kaleme alır.  Yunan zulmünü anlatan yazılarından dolayı Yunanistan Devleti Toynbee’ye sağladığı maddi yardımı keser. Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde 1955 yılında emekli oluncaya dek çalışır.  O, on iki ciltlik A Study of History/Tarih Çalışması adlı eserin de sahibidir.

İngilizler dünya üzerinde emperyalist ve yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için nasıl en üst düzeyde araştırmacı ve düşünürlerini; gazeteci, diplomat, misyoner, arkeolog gibi adlarla işe koşuyor ve onların görüşlerine itibar ediyor.

Birleşik Krallık/İngilizler henüz yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nde neler olup bitmektedir? Yunan-Türk savaşında kimler kazanır? Meclislerinde kim kimdir,  tahsilleri, nereli oldukları, genç subayların ne yapmak istedikleri, düşünce dünyaları gibi sorulara cevap arayarak pozisyonlarını alırlar.

Diplomasi masasına topladıkları bilgileri ellerindeki çantalarına koyarak oturup alacağını alıyor, ne kadar vereceğini veriyor,  yeneceğini yeniyorlardı. Hala da aynı yöntemleri kullanıyorlar. Bilgi en temel kılavuz.

Bu ön bilgilerden sonra Lozan Antlaşması maddelerinden birisi de elbette Musul Meselesidir. Milli Hükümet’in gözünde ve zihninde kutsallaşan sınırlar Musul’u da içerisine alan Misakı Milli sınırlardır.

Henüz 25-30 yaşlarında olan Toynbee bakınız İngiliz hükümetine Musul meselesinde nasıl tutum takınmaları, sınırların nereleri içermesini öngörüyle belirtiyor, bize de aba altından nasıl sopa gösteriyor.

“Türkler tarafından ileri sürülen iddialara karşılık, İngiliz tezine göre, Musul’un Irak manda yönetimine bağlı kalmasını gerektiren coğrafi nedenler vardı. Musul Vilayeti Türkiye’den yüksek bir dağ duvarı ile ayrılmıştır ve kışın kar bastığı zaman bu dağları aşmak imkânsızdır. Yazın da geçit ancak birkaç patikadan sağlanmaktadır. Diyarbakır’dan aşağıya inen Dicle nehri bile, Diyarbakır ovasından Mezopotamya düzlüğüne geçebilmek için dar bir geçidi zorlamak zorunluluğundadır. Bu kesimde bir suyolu olarak da imkânsızdır. Buna karşılık Musul, Bağdat ve Basra’ya kadar coğrafi bağlarla bağlı bulunmaktadır. Dicle nehrinde işleyen gemiler Musul şehrine kadar çıkabilmektedirler. Kuzeydeki dağlardan akan sular Dicle’de toplanmaktadır. Kuzeydeki vadileri ancak bu suları izleyerek varabilmek mümkündür. Ulaştırma, ticaret ve sulama bakımından Musul, üç tarafında bulunan İran, Türkiye ve Suriye’ye değil Irak’a bağlı bulunmaktadır.”  

Oysaki bugün eğer Irak sınırı bu sarp ve geçit vermeyen yüce dağlardan değil Musul tarafını da içerisine alan sınır olsaydı, terör örgütü ve bölücülük bu kadar kahredici olur muydu?

Yine Toynbee petrol meselesini de oldukça basit bir tarzda şöyle izah ediyor:

“Bütün bu nedenler, Musul konusunda Türk-İngiliz çekişmesinin niçin bu biçime hatta zaman zaman tehlikeli biçimlere girdiğini açıklamaktadır. Bunlara karşılık, vilayet topraklarında petrol kuyularının bulunması, iki tarafın politikasını etkilememiştir. Bölgede petrolün bulunduğu bir gerçektir. Fakat bunun zenginlik derecesi o tarihte kesin olarak bilinmemektedir. Güney İran’daki zengin petrol kaynakları bir İngiliz şirketi olan Anglo- Persian tarafından işletildiğinden ve İngiliz donanması da buradan ikmal yaptığından, Musul gibi denizlerden çok içerlerde bulunan zengin olmayan bir petrol bölgesi İngiltere’nin Orta-doğu politikasını etkileyen en önemli etkenlerden değildir.”  

Musul petrolleri İngilizler için etken değilse Türkler için neden etkin olsun ki gibi bir tutum sergiliyor. Oysaki İngiliz Manda Yönetimi mandalık haklarını neden 25 yıl daha uzattı?

Yine Toynbee, Misakı Milli sınırları içerisinde olan Musul ve çevresinin Misakı Milli sınırlarının dışında kalması Türkiye topraklarından koparılması gerektiğini şu teze de dayandırır:  “Musul merkezinin Arap, çevresinin Kürt unsurlardan oluşmaktadır.”  

Yüz yıllarca bırak Musul ve Kerkük değil, bugünkü yapay sınırlarla oluşturulan Irak topraklarının tümü bir Türk ülkesi toprağıydı. Toynbee, Birleşik Krallık/İngiltere on binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen hala Kanada, Yeni Zelanda ve Avusturalya topraklarına kendi toprağı olarak vali atarken Musul toprakları sizin değildir deme cesaretini ve diplomasi sopasını hiçbir nüfus istatistiğine ve tapu kayıtlarına dayandırmadan masaya konulmasını öneriyor.

Musul Meselesi halledilmek üzerineyken Toynbee, 1925’de Şeyh Sait isyanının olması gerektiğini ve bugün Türkiye’nin 40 yılı aşkın başının belası olarak süren bölücü terör örgütünün gerektiği düşüncesini İngiliz istihbaratına tarihi notlarla haber veriyor.

Biz biliyoruz ki, Musul Meselesini 1926 da yüreğimize taş basarak elimizden çıkardık.

Okurlarıma bu eseri salık vermemin nedeni İngiliz aklını, siyasetini, yöntemlerini, bilgiye nasıl değer verdiklerini yakından görmeleridir.

Bizlerin de önce kendi tarihimizi iyi bilmemiz, sonra da dünya düşünce, iktisat, sanat, din ve siyaset tarihleriyle ilgilenmemiz gerekir.

Eğitim kurumlarımızda başta da üniversitelerimiz koridorlarında olmasa da! Hepimizin evinde birer dünya siyasi haritası olsun ne zararı var!

Zaman ve mekân bilgimiz yoksa bilgilerimizi nasıl temellendirebiliriz.

Üniversitelerimiz ve araştırma enstitülerimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve gelecekteki tehlikeleri sezerek yüksek lisans ve doktora tezlerini vermeleri önem arz etmektedir. Sanırım bu çalışmalarla önce siyasilerimizi, aydınlarımızı ve yöneticilerimizi sonra da halkımızı aydınlatmak gerekir.

Hala ülkemizde hayattan kopuk şu ya da bu ad altında Tevhid-i Tedrisat/Eğitim Birliği ruhuna ve amacına aykırı eğitim kurumları açılmasına siyasi oy kaygısıyla göz yumarak ülkemiz insanını heder edilmektedir.

Hayat bilgi ile değer kazanır. Bilgi ile mutlu ve bağımsız yaşanır.

Not: Hunharca kahpece katledilen şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet diler, kederli ve yaslı ailelerine ve milletimize başsağlığı dilerim.  

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: