Mahşeri yalnızlık, raflarda

Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı "Mahşeri Yalnızlık", okurlarla buluştu.

KÜLTÜR SANAT 15.02.2026 15:36:00 0
Mahşeri yalnızlık, raflarda

Pikap Yayınları etiketiyle yayımlanan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Eser, Kitapyurdu başta olmak üzere dijital satış platformlarında okurun ilgisine sunuldu.
Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı raflardaki yerini aldı. Manevi derinliği ve vicdan merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken eser, adalet arayışını ve insanın Yaratan’a yönelişini güçlü imgelerle işliyor.
Genç şairin; adaletsizliğin rüzgarına karşı tek limanın hakikat olduğunu vurgulayan dizeleri, mazlumun duasından, yetimin gözyaşından besleniyor. Adem Güneş, şiirlerinde sahte alkışların gölgesinde kaybolan insanı, sahnenin tozundan sıyrılıp özüyle yüzleşmeye davet ediyor.
Dünya telaşının gürültüsünde duyulmayan sessiz çığlığı, mahşeri bir yalnızlık duygusuyla harmanlayan kitap; yaşam ile ölüm arasındaki ince sızıyı, ruhun ağırlığını ve insanın iç hesaplaşmasını şiire dönüştürüyor.
Zalim ile mazlum arasındaki ezeli davayı, öksüz kalplerin sızısını ve kulun Yaratan’a sığınarak bulduğu sarsılmaz gücü fısıldayan "Mahşeri Yalnızlık" modern dünyanın karmaşasında iç sesini arayanlar için başucu niteliğinde bir eser.
Pikap Yayınları tarafından çıkarılan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Kitap Yurdu gibi tüm dijital platformlarda satışa sunulan "Mahşeri Yalnızlık" kitabının yazarı Adem Güneş, acının izini sürerek kaleme almış şiirlerini.
İlham kaynağı yerli ve milli yazarlarımız
Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirlerinin yerine keleminin kanayan yaralara yöneldiğini ifade eden Güneş, kitabın hikayesini söyle dile getiriyor: "Şiirle tanışmam, zihnimde ilk kıvılcımın çaktığı günlere uzanır. Bu yolculuk İlkokulun ilk yıllarında istiklal marşıyla başladı. Ardından Arif Nihat Asya’nın bayrak şiiriyle devam etti. Zamanla Faruk Nafiz’in memleket dizeleri, Allaha ısmarladık şiiri ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ne içindeyim zamanındaki o derin ürperti ruhuma dokundu. İlerleyen yıllarda Vaktinde gönderemediğim için mektubu, geriye dönen bir mektubum olmayacaktı haliyle. Fakat yine de Nihal Atsız’ın geri gelen mektup şiirinin beni derinden etkileyeceğini o yıllarda henüz bilmiyordum.
Ortaokul yıllarımda Üstat Necip Fazıl şiirleriyle tanıştım. Onun büyük çığlıkları kalbimde yankılandı. Attila ilhan, Nevzat Çelik, Ahmet Arif, Cemal Safi’nin dizeleriyle şiirin farklı iklimlerini soludum. Usta Şair Nurullah Genç’in Çiçekler Üşümesin kitabı, şiire olan ilgimi daha da artırdı. Çağımızın politik manipülasyonları sebebiyle olsa gerek Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile tanışmam çok sonradan dostum Tamer Coşkun’un tavsiyesiyle olmuştur.
Yabancı şairler yüreğine dokunmadı
Yabancı şairlerden Shakespeare, Dante, ve Goethe’yi okudum. Kendi yurdumun şairleri kadar yüreğime dokunanı olmadı. Onların dizeleri içimde yankı bulsa da, bu toprağın sesi insanın ruhunu başka türlü titretiyor. Sonra Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın Rumi’nin engin dünyasına açıldım. Onların hakikate, aşka çağıran ve hoş görünün dorukluğunda ki eşsiz dizeleriyle büyülendim. Eski Türkçe’ye tam anlamıyla vakıf olmamama rağmen Şirazi’nin, Nabi’nin, Nefi’nin mısralarına hayran kaldım.
Dert ortağım şair, şifam şiir oldu
Henüz on beş yaşımdayken kalbimde ince bir sızı hissettim. O sızı kelimelere dönüştü ve ilk şiirimi yazdım. İlk şiirimi yazdıktan sonra artık hiçbir şeye yüzeysel bakamadığımı fark ettim. Ne zaman öfkelensem, hüzünlensem, içime kapansam, kalemi elimde, kağıdı önümde buldum. O yıllar gençliğimin en sert ve kırılgan hatta kavgacı zamanlarıydı. Kalbim her sıkıştığında dert ortağım şair, şifam şiir oldu.
Gençlik rüzgarları dinerken hayata ve dünyaya bakış açım değişti. Çocukluğumdan beri şahit olduğum haksızlıklar, vahşet ve zulüm artık beni sık sık düşünceli, ağır başlı hatta bazı zaman patlamaya hazır bir volkan haline getirdi. Benim de sayısız defa maruz kaldığım adaletsizlikler içimde sessiz bir mücadele başlattı. Güçlünün güçsüze zulmettiği, dünyanın bir köşesi bolluk içindeyken diğer köşesinin sefaletle sınandığı hakikati yüreğimi sızlattı. Zorbalığa ve zalimliğe karşı içimde büyüyen isyan, zamanla kelimelere dönüştü. Kafiyelerle süslendi, ve bunlara şiir dendi.
Şiirin kıymeti bilinmiyor
Ne yazık ki ülkemizde şiire gereken değer verilmiyor. Okuyucusu pek az. Kıymeti çoğu zaman bilinmiyor. Şair denilince çoğu kişinin zihninde narin, naif, boynunda fuları, elinde piposu olan figür canlanır. Oysa hakikat bambaşkadır. Benim nazarımda şair ise maddeye değil manaya yaslanır. Mazluma şefkatli, zalime dirayetli duruş sergiler. Didaktiktir, uyarıcıdır, geleceğe ışık tutar. Dert edinir, adeta yüreğinde cehennem ateşi taşır. Dertsiz olan şair olsa olsa kafiye avcısıdır, cümle hırsızıdır. Şair odur ki hakikatin izini sürer. Süsün değil özün, gösterişin değil derinliğin peşindedir.
Şiir yazarken hiçbir zaman kusursuz bir metin ortaya koyma kaygısı taşımadım. Edebi mükemmelliğin peşine düşmekten ziyade, ruhumun bana fısıldadıklarını kağıda emanet ettim. Beğenilmek ya da takdir edilmek arzusu değil sahicilik ve özgünlük oldu benim için esas olan. Katledilen, zulmedilen, kaderine terk edilen insanların ve milletlerin hali beni derli bir insan kıldı. Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirleri pek yazamadım. Kalemim hep yaraya gitti, hep acının izini sürdü. Bu yüzden şiirlerim biraz dertlidir. Kalabalıklar içerisinde yaşayan Her insanın mahşeri bir yalnızlık içinde kayıp olduğunu biliyorum. Çünkü bende onlardan biriyim. Şair ve şiir dostlarıyla aynı cümlede buluşmak ümidi ile"
Hakikat arayışını ve adalet duygusunu merkeze alan "Mahşeri Yalnızlık", modern dünyanın gürültüsünde iç sesini arayan okurlar için raflardaki yerini aldı.

Pazartesi -0.5 ° / -9.1 °
Salı 1.1 ° / -6.6 °
Çarşamba 1.6 ° / -4.9 °