Ramazan Bayramı’na “hoş geldin” demenin arifesindeyiz.
Şimdiden mübarek olsun.
Ancak insanın kendi kendine sorması gereken bir soru var:
Acaba biz gerçekten bayram kutlama şuuruna sahip miyiz?
Daha doğrusu, bu bayramları hak edecek bir toplumsal olgunluk içinde miyiz?
Bayramları bayram yapan, onlara yüklenen sosyal ve manevi anlamlardır. Dini bayramları da, milli bayramları da incelediğimizde görürüz ki bayramlar; insanların birbirlerine sevgi ve saygıyla yaklaştığı, yardımlaşmanın arttığı, kırgınlıkların giderildiği, gönüllerin alındığı ve toplumun huzur içinde birlikte yaşama iradesini tazelediği günlerdir.
Evet, bayramlar sevinç günleridir.
Dini bayramlar ise Cenab-ı Allah’ın mümin kullarına rahmetini kat kat artırdığı mübarek zamanlardır.
Bunu bilmeyenimiz yok elbette.
Ama bu tanımlamaların ışığında kendi halimize şöyle bir bakmamız gerekmiyor mu?
Mesela milli bayramları gerçek anlamıyla kutlayabiliyor muyuz?
Milli bayramlar, millet olma bilincini güçlendiren; aynı kaderi, aynı sevinci ve aynı kederi paylaşma kültürünü canlı tutan günlerdir.
Peki biz o milli şuura sahip bir toplum haline gelebildik mi?
Milli değerlerimizi bu özel günlerde yeniden ve daha güçlü bir heyecanla idrak edebiliyor muyuz?
Ya dini bayramlar…
Gerçekten mümin olmanın idrakiyle bu mübarek günleri hakkıyla yaşayabiliyor muyuz?
Bu günlerin ibadet yönünü din alimlerine bırakıp, sosyal yönüyle baktığımızda hepimizin diline dolanan o sözle karşılaşmıyor muyuz:
“Nerede o eski bayramlar?”
Ne oldu o güzelim kültürümüze?
Geleneklerimizin teknolojinin acımasız akışı içinde eriyip gitmesine çoğu zaman seyirci kalmıyor muyuz? Bayram ziyaretlerinin yerini fırsat bulunca tatile çıkmak, pikniğe gitmek almadı mı?
Komşu bayramlaşmalarını bir kenara bırakın, artık aile bağıyla bağlı olduklarımıza bile uğramaz hale gelmedik mi?
Büyüklerin ellerinin öpüldüğü, küçüklerin sevindirildiği o bayramlar nerede kaldı?
Uzakta olanlara tebrik kartı yerine mesaj göndermemizi anlayabiliriz. Ancak yanı başımızdaki akrabayı, komşuyu ziyaret etmekten bile kaçınan bir toplum haline nasıl geldik?
O halde gelin, mübarek Ramazan Bayramı’nı yeniden ama eskisi gibi yaşayalım. Gerçek anlamına, ruhuna ve geleneklerimize uygun şekilde…
Bayram sabahına kabir ziyaretleriyle başlamak, şehit mezarlarını ziyaret ederek toprağa düşmüş aziz kahramanlarımıza dualar okumak bizler için vicdani bir borç değil midir?
Unutmayalım ki bayramlar dün de bayramdı, bugün de bayramdır.
Yeter ki onları idrak edecek bir gönül ve şuura sahip olalım.
Bayramınızı şimdiden tebrik ediyor, bayram tadında mutlu yarınlarda buluşmak dileğiyle hepinizi Allah’a emanet ediyorum.