Menü Gazete Gürses
Kadir CİNİSLİ ...

Kadir CİNİSLİ ...

Tarih: 06.03.2026 15:54

HAMZA HANE

Facebook Twitter Linked-in

Şehrin kalabalığı içinde bazı mekânlar vardır ki, yalnızca bir kahvehane ya da bir çay ocağı değildir. Orası aynı zamanda dostluğun, sohbetin ve hatıraların biriktiği küçük bir dünyadır. Bizim için bu dünyanın adı uzun zamandır aynı: Hamza Hane.
Hemen hemen her akşam orada buluşmak artık bir alışkanlık oldu. Mekân küçük, çoğu zaman dumanlıdır. Fakat samimiyetin ve hararetli sohbetlerin sıcaklığı bu küçük mekânı bambaşka bir yere dönüştürür. Hamza Hane’nin kapısından içeri giren herkes kısa sürede anlar ki, burası yalnızca çay içilen bir yer değildir; burası fikirlerin çarpıştığı, hatıraların paylaşıldığı, dostlukların pekiştiği bir yerdir.
Elbette bu mekanın yazılı olmayan kuralları da vardır. Mesela Hamza Bey’in uzattığı çay geri çevrilmez. İsteseniz de istemeseniz de o çay alınır, içilir. Hatta çayı beğenmeyip eleştirmeye kalkarsanız, Hamza Bey’in vereceği cevaba da hazır olmanız gerekir. Bir diğer kural ise oturma düzenidir. Kim nerede oturur, herkes bilir; bu küçük düzen bozulmaz.
Sohbetler ise çoğu zaman hararetlidir ama her zaman saygı sınırları içindedir. Çünkü burada herkesin düşüncesi farklıdır. Hamza Hane’nin müdavimleri aynı takımın taraftarları gibi değildir; fikirler çeşitlidir, bakış açıları farklıdır. Belki de sohbetlerin tadı biraz da buradan gelir.
Kimi zaman güncel meseleler konuşulur, kimi zaman tarih ve edebiyat… Bazen de yıllar öncesinden ilginç hatıralar çıkar ortaya. Siyaset mi? Elbette konuşulur. Konuşulmasa bile Bahattin Bağışlı’dan eski seçim hikâyelerini dinleriz. Eski milli eğitim müdürümüz Fevzi Budak hocamızdan merhum aşık Reyhani’nin şiirlerini duymadığımız bir sohbet eksik kalır.
Burada herkesin ayrı bir hâli vardır. Nejat Kaptan bir yandan telefonda oyun oynar, bir yandan sohbeti dinler. Mühendis Hayati Bilge izlediği filmleri anlatırken sahneleri gözümüzde canlandırır. Prof. Dr. Fatih Kızıloğlu bazen sohbete katılmak yerine mühendis Şekip Yavuz’u satranç oynamaya davet eder. Avukat Osman Akın şehrimizin Burdur’lu eniştesidir; malum, enişteler çok konuşmaz.
Ahmet Kazanç müdürün sesi zaman zaman öyle yükselir ki, insan camların kırılacağından endişe eder. Avukat Uğur Kızılkaya olmasa halk müziğinden kim bahsedecek? Sinan Başkaya ise sanki konuşmamaya yemin etmiş gibi sessizce oturur. Prof. Dr. İsak Kotçioğlu ağır abilerden biridir; bu yaştan sonra sporcu oldu,koşu antrenmanlarını bahane eder gelmediği zaman. Uğur Güzel ise herkesin eve gitmeye hazırlandığı saatlerde çıkagelir; bunun sırrını hâlâ çözebilmiş değiliz.
Dedesinin genlerini her tavrında taşıyan avukat Özkan Erduman, binde bir gelen ama geldiği zaman da  eli dolu gelen Canip Çiltaş reis, uzun zamandır ortalarda görünmeyen gazeteci Selahattin Şener… Sigara pahalandı diye İstanbul’a uğurladığımız Sebahattin Toraman müdür… Hepsi bu küçük meclisin renkli parçalarıdır.. Birkaç isim daha var yazmadığım. Onlar da  bu soğuk şehrin sıcak yürekli insanlarından. İşin doğrusu onlardan nasıl bahsedeyim bilemedim şimdi. Yanlış bir cümle yazmaktan çekindim. Şehrimizin münevverlerinden Mustafa Duman ağabeyi bu Ramazan henüz  teşrif etmediler. Meydanı boş bulunca kaleme sarıldım yazmaya çalıştım işte.
Velhasıl,sevgili dostlar, Hamza Hane küçük bir mekân olabilir. Ama içinde biriken dostluklar, sohbetler ve hatıralar şehrin kültürünü yansıtacak kadar büyüktür.
Tüm dostların ömürleri uzun olsun.
Sürçülisan ettiysek affola.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —